Anasayfa | Tüzüğümüz | Tarihçemiz | Baframız | Hutbeler | Haberler | Yönetim | Denetim | Videolar | Resimler | İletişim
10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü |Bafra Din Görevlileri Derneği - Web Sitesi
10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü

           10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü 

Yeryüzünde insan hakları alanında verilen mücadele yeni başlamış olmayıp insanlık tarihi kadar eskidir. Dolayısıyla insan haklarının günümüzün bir buluşu, yeni bir icadı gibi sunulması doğru değildir. İnsanın, doğuştan beraberinde getirdiği ve Allah’ın kendisine bahşettiği dokunulmaz haklarını elinden almaya veya kısıtlamaya hiçbir kimsenin hakkı yoktur.
 
        Yüce Allah’ın güzel isimlerinden biri olan “hak” kelimesinin çoğulu olan hukukun gayesi, hakların kime âit olduğunun belirlenmesi, hakların korunması ve haklara yapılan tecavüzün, zorbalıkların ortadan kaldırılmasıdır. Dolayısıyla insanın kanı akıtılmaz, canına kıyılmaz, dini inancına, namusuna, toprağına, mesleğine, meskenine ve cinsiyetine dokunulmaz. İslam dininin gerçekleştirmeyi hedeflediği beş temel husus, insanlar arası ilişkilerin tamamını kapsar.
 
         İnsan, yaratılmışların en şereflisidir. Yeryüzünde insanların aradığı ve gerçekleşmesini isteği en önde gelen değerlerin başında adâlet ve eşitlik ilkesi gelmektedir.  İslâm’da insanlar arasında ırk, renk, soy, sop, makam, mevki, fakirlik, zenginlik, şan, şöhret gibi hususlarda üstünlük yoktur. Hz. Peygamber(s.a.v.), kanun önünde herkesi bir tarağın dişleri gibi eşit olarak değerlendirmiştir.
                       
            İnsan hakları, insanların diline, dinine, ırkına cinsiyetine, milliyetine, sosyal statüsüne ve rengine bakılmaksızın sadece insan oldukları için kendilerine tanınan hakların genel adıdır. Her devletin vatandaşı olan insanların renk, ırk, dil farkı gözetmeden siyasi, ekonomik, sosyal haklarını koruması, garanti altına alması ve bu hakların kullanılmasını sağlaması için gerekli önlemleri alması görevleri arasında sayılmıştır. İslam dünyasında ise, İnsan hakları kavramı, ferdin insan olarak yaratılmış olmasından doğan asli hakları olarak kabul edilmektedir. Tariften de anlaşılacağı üzere bu haklar insanın yaşadığı coğrafyaya ve fiziki gücüne göre kazanılmamaktadır. Aksine bu haklar insanın doğuştan kazanmış olduğu haklarıdır.
         
        İnsan, medeni yaşamak için yaratılmıştır. Medeniyet ise, beldeleri bayındır hale getirmek, memleketleri kalkındırmak, fenni her çeşit gelişmeyi insanların, milletlerin hürriyetleri rahat ve huzur içinde yaşamaları için kullanmak demektir. İlk insan ve ilk Peygamber Hz. Adem (a.s.)’dan itibaren insanlar medeni olarak yaşamış ve şahsi haklarını kullanmışlardır. Peygamberlerin bildirdiklerine iman edip bu yolda gittikleri müddetçe, insanlık huzur içinde yaşamıştır.
 
        İnsanlar, zamanla ilahi dinlerden uzaklaşınca sahibi oldukları bütün haklardan mahrum kaldılar. Zalim diktatörlerin, kralların zulmü altında inlediler. Siyasi, ekonomik ve sosyal haklarını elde edebilmek için mücadeleye başladılar. Miladi altıncı yüzyılda İslamiyet’in doğuşu ile insanlık, medeni hakların zirvesine ulaştı. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’ in Veda Hutbesi’nde bu husus açıkça görülmektedir. İslamiyet’in yayıldığı, hakim olduğu yerlerde din, dil, ırk farkı gözetmeksizin bütün insanlar, insanlık hak ve hürriyetlerini asırlarca kullandılar, adalet içinde müreffeh bir hayat yaşadılar. Bu haklardan mahrum kalan milletler ise mücadelelerini devam ettirdiler. Ancak 18.yüzyılda Fransız İhtilali ile bazı haklar elde edebildi. 20. yüzyıldaki  İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile de bu hakları genişlettiler. Halbuki İslamiyet Fransız İhtilalinden 12, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nden 14 asır önce insanların hak ve hürriyetlerini garanti altına almıştı. Veda Hutbesinde; “Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanızda birdir; hepiniz Adem’in çocuklarısınız. Adem ise topraktandır. Allah katında en kıymetliniz, takvası en çok olanınızdır. Arap’ın Arap olamayana bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.” “Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Ne zulmediniz nede zulme uğrayınız.” “Kan davaları tamamen kaldırılmıştır.” “Ey insanlar ! kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah ’u Teala’ dan korkmanızı isterim. Sizin kadınlar üzerende, onlarında sizin üzerinizde hakları vardır.” “Din kardeşinizin hakkına tecavüz helal değildir.” “Ey insanlar! Allah’ u Teâla her hak sahibine hakkını (Kur ’an-ı Kerim ’de) vermiştir.” buyrularak insanların can, mal emniyeti, fikir vicdan hürriyeti gibi bütün hakları teminat altına alınmıştır. On dört asır sonra kaleme alınan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ndeki “Herkesin yaşama hürriyeti, hiç kimseye zulmedilemeyeceği, kanun önünde herkesin eşit olduğu, erkek kadın ve ırk ayırımı yapılmayacağı” gibi değişik maddeler Veda Hutbesinde “Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanızda birdir; hepiniz Adem’in çocuklarısınız…” ifadesi ile özetlenmektedir. Eğer yeryüzündeki insanlar İslamiyet’in kendilerine temin ettiği bu hak ve hürriyetleri öğrenselerdi seve seve Müslüman olur veya bunların tatbik edilmesini isterlerdi. Nitekim batıdaki insan hakları ile alakalı çalışmalar, İslamiyet’in tesiriyle olmuştur.
 
        Bilhassa orta çağda, Müslüman’ların hakim oldukları yerlerde, Müslüman olsun veya olmasın herkese adil muamele yapılıyordu. Renk, dil, ırk farkı gözetmeksizin herkes inancında, ibadetinde, mülk edinmede, ticaret yapmakta, mahkemelere müracaatta hep hürdü. Aynı çağda Hıristiyan aleminde ise durum, İslam aleminin tam aksineydi. Hıristiyanlar, kendi dindaşlarına bile zulüm, işkence yapmaktan geri durmuyorlardı. Asil denilen itibarlı aileler ile kilisenin haklı-haksız her dedikleri oluyor, istekleri yerine getiriliyordu. İslam alemindeki huzuru, refahı, adaleti işiten, bizzat gidip gören Hıristiyan ülke insanları, kendilerinin de Müslüman’larca yönetilmesini arzu eder hale geldiler. Hıristiyan batı dünyasındaki reform hareketlerinin itici gücü, İslam alemi oldu.  
 
        Batı dünyasında hor görülen, ezilen insanlar; İslam aleminden görüp öğrendikleri hürriyet düşüncesinden etkilendikçe Avrupa’da insan hakları konusunda gelişmeler başladı. 18. Yüzyılda yaşayan; John Locke, Montesquieu, Voltaire ve Jean Jacgues Rousseau gibi filozofların bu gelişmelere önemli katkıları oldu. İnsan hakları olarak istenenler ise Kanun önünde eşitlik,kişinin güvenliği, düşünce- inanç hürriyeti, siyasi ve mülkiyet hakları gibi şeylerdi.
 
        Batı dünyasındaki bu mücadele, ancak Birinci Dünya Savaşından sonra devletler tarafından kabul edilip müzakere edilmeye başlandı. İlk olarak 1919’ da “Milletler Cemiyeti “ kuruldu. Bu cemiyette ezilen, hor görülen insanların durumu, çalışma şartlarının düzeltilmesi, kadın ve çocukların durumu gibi konular ele alındı. Bu cemiyetin akabinde bunun yerine 1945 senesinde Birleşmiş Milletler kuruldu.
 
        Bünyesinde hemen hemen her konu ile alakalı bölümler, konseyler teşkil edildi. İnsan haklarının korunması hususunu, Ekonomik ve Sosyal Konsey’ e bağlı olarak çalışan İnsan Hakları Komisyonu üzerine aldı. Bu teşkilatlanmanın akabinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 10 Aralık 1948 tarihinde İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni hazırlayıp kabul etti. Her yıl 10 Aralık ile başlayan hafta Birleşmiş Milletler’ e üye ülkelerde İnsan Hakları Haftası olarak kutlanır. Türkiye, Birleşmiş Milletlerin kurucu üyelerinden birisi olarak İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'ni ilk onaylayan ülkeler arasında yer almış ve insan hakları konusundaki önemli sözleşmelerin büyük bölümüne taraf olmuştur. Beyanname’ de bütün insanlar ve devletler için geçerli olacak ortak ölçüler kondu. Bunlar, kanun önünde eşitlik, keyfi yakalama ve tutuklamalara karşı korunma, adil yargılama, mülkiyet, din ve vicdan hürriyeti toplantı yapma, dernek kurma hürriyeti gibi hususlardı. Ancak; ne yazık ki Fransız anayasasından, İngiliz haklar senedinden ve Amerikan bağımsızlık bildirisinden etkilenerek hazırlanan İnsan Hakları Beyannamesi, günümüzde sanki Hıristiyan Hakları Beyannamesi gibi; ezilenler, hakları gasp edilenler, zulüm görenler Müslüman olunca bu beyanname hep unutuluyor.
 
        Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu, çeşitli senelerde toplanarak mevcut hak ve hürriyetleri genişletici kararlar aldı ise de, bunları tatbik gücünden mahrumdu. Zaten her devlet, içinde bulunduğu çeşitli şartlar sebebiyle alınan bu kararları uygulayacak durumda değildi. Halen de bu durum geçerliliğini devam ettirmektedir. Bir de Birleşmiş Milletler iktisaden gelişmiş, süper devletlerden meydana gelen daimi üyelerinin menfaatleri söz konusu olunca bu hakların kullanılması, kullandırılması daha da güçleşmektedir.
  
        Birleşmiş Milletlerin ve Uluslararası Çalışma Örgütü [ILO (International Labour Organisation)]  İLO’ nun hazırlayarak uygulamaya sokmaya çalıştığı diğer mühim sözleşmeler arasında; soykırımın önlenmesi ve uygulayanların cezalandırılması, savaş esirlerine insanca muamele edilmesi, mültecilerin durumu, köleliğin, zorla çalıştırmanın kaldırılması, ırk ayrımının önlenmesi ve uygulayanların cezalandırılması, işkence ve keyfi işlemlere karşı korunma gibi hususlar da vardır. Fakat bütün bunlar Hıristiyan batı dünyasının menfaatleri ile çatıştığı zaman uygulamadan kalkmakta ve adeta bunların tersinin uygulandığına şahit olunmaktadır. Çünkü Birleşmiş Milletler kararlarının mutlak yaptırım gücü yoktur. Sadece aldığı kararları ilan ederek manevi bir baskı niteliği taşır.
 
        Halbuki İslamiyet’in doğuşu ile birlikte insanlar kula kulluktan, kölelikten kurtularak Yüce Allah’ın yeryüzündeki halifesi olma şerefinin gereğini yerine getirmeye başladılar. İnsanlık medeni hakların zirvesine ulaştı. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’ in Veda Hutbesiyle, insanların sahip oldukları bütün haklar dünyaya ilan edilmiştir. Ama insanlık bunu bir anlayabilse.  
 
                                                                                                                   05 Aralık 2013

 Bahattin TAMA

Bafra Müftülüğü
 
Şube Müdürü

Yazan:(Yönetim) | 07.12.2013 - 22:33:44|Okunma :1820 Word"e Aktar

Yeni Makaleler
Rahmet Mağfiret Ve Kurtuluş Ayı Ramazan
10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü
Bahattin Tama Kadir Gecesi
Kutlu Doğum Haftası Bahattin TAMA
Bahattin Tama Şube Müdürü
Kader Mahkumları Yunus ÖZDAMAR
Kalem Kürsüsü Yunus ÖZDAMAR
İhtikar,Dünya Ve Ahiretimize Zarar
Burhan KELEŞ (Kardeşlik)
Prof.Dr.Mehmet GÖRMEZ

En Çok Okunan Makaleler
İslamda Çevre Temizliği
Bahattin Tama Şube Müdürü
Kader Mahkumları Yunus ÖZDAMAR
Rahmet Mağfiret Ve Kurtuluş Ayı Ramazan
Kutlu Doğum Haftası Bahattin TAMA
Dualarla değerler eğitimi
İhtikar,Dünya Ve Ahiretimize Zarar
Din Görevlisi
Burhan KELEŞ (Kardeşlik)
Bahattin Tama Kadir Gecesi
Anasayfa